van ipekyolu van haber Yazılım: Hostbine Bilişim
ipekyoluhaber / özel
M.Emin TOKTAŞ
Van Kadın Derneği(VAKAD) üyesi Zozan Özgökçe, yaklaşan 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla İpekyoluhaber"e özel açıklamalarda bulundu. Kadınların, bilgi ve teknoloji çağı olarak adlandırılan günümüzde birçok sorun yaşadığını savunan Özgökçe"ye göre en büyük sorun “iç içe geçmiş yoksulluk ve şiddet”. Van"da Kadın Hakları ve kadın sorunlarının çözümü denince akla ilk gelen sivil toplum örgütü hiç şüphesiz; VAKAD ve tabi ki çalışmalarıyla önemli mesafeler kat eden, kadın sorunlarının toplum tarafından benimsenmesine ön ayak olan Zozan Özgökçe. Özgökçe ile hayata renk ve anlam katan, sevgileriyle hayata şekil veren ama hep ezilen, hakaret ve şiddet gören, toplumda hak ettiği değeri maalesef çoğu zaman göremeyen kadınlarımızı konuştuk.
Sizce bölgedeki kadınların en büyük ve en acil sorunu nedir?
Kadınların en büyük ve en acil sorunu çok iç içe geçmiş yoksulluk ve aile içi şiddettir. Dünya"daki tüm malların yalnızca %2"sinin kadınların olması ancak dünyadaki emeğin %69"unun kadına ait olması demek oluyor ki, miras yolu ile bile kadınlara mal kalmamaktadır. Türkiye"de her 10 çalışandan 3"ü kadındır ve kadınlar daha çok hizmet sektöründe çalışmaktadır. Kadınların çalışmaları toplum ve aile tarafından direk veya dolaylı olarak engellenmektedir. Kadınlar ev içinde ücretsiz ağır işçi olarak çalışmaktadırlar. Bu çalışmama yani kadınların bir ücret karşılığı çalışmalarına izin verilmemesi -ki verilse bile kadınların okullaşma oranı bu kadar azken kadınlar maalesef iş yaşamında hak ettikleri yerlerde değiller- kadınların yaşama karşı tüm dirençlerini kırmaktadır. Kadınların iş piyasasında olmayışları birine -bu genelde erkek oluyor- bağımlılık ilişkisi yaratıyor.
İşte tam bu noktada aile içi şiddeti tanımlıyoruz. Kadının çalışmasına, sosyal yaşama katılımına, eğitim alma hakkına sahip olmasına ve diğer alanlarda yapılan engellemeler kadınları bağımlılaştırarak sorunlarının çoğalmasına ve toplumda ikincil bir konuma gelmesine sebep oluyor. Erkekler -ki erkekler her yerde- yani devlet de erkek, TBMM"de erkek, iş yerleri de erkek, kutsal mekânlar da erkek, sokaklar erkek, parklar erkek kısaca toplumu oluşturan tüm kurumlar erkektir, erildir. Tüm kurumlar bu konuda sistemli bir şekilde araçsallaştırılarak kadınlar sakat bırakılmıştır. Aile içi şiddet biz kadınlara en yakıcı şekilde değmektedir.
Geleneksel aile yapısı can çekişmektedir. "Kutsal" aile diye yüceltilen aile kurumu içinde biz kadınlar dayak yiyoruz, sözümüz dinlenmiyor, enseste maruz kalıyoruz, istismar ediliyoruz, yaşamda ayakta durmamıza yarayacak tüm unsurlar ellerimizden alınıyor. Erkekler bize kendilerini sahiplerimiz olarak sunuyorlar. Bizler de sahiplerimizin bize çizdiği sınırlar ölçüsünde yaşama dâhil oluyoruz. Şununla evlen diyorlar evleniyoruz, şunu giyinme diyorlar giyinmiyoruz, şununla görüşme diyorlar görüşmüyoruz, okula gidemezsin diyorlar gitmiyoruz bunlar ilk aklıma gelenler bu örnekleri çoğaltabilirim tabi ki. Başka bir önemli çelişki ise, biz kadınlar erkeklerin "namusu"yuz ama süt parası, başlık parası karşılığında evlendiriliyoruz. Namusun parasal değeri mi olurmuş?
Bir de üstüne üstlük evlendiğimiz kişiye bizi mahkûm eden tüm altyapı ailede hazırlanıyor bu engellemelerle. Kadın derneğimizin danışma merkezine geliyor, eşi onu aldatıyor, için için ağlıyor ama eli mahkûm konuşamıyor bile eşi ile. Nasıl konuşabilsin ki?
Konuşursa ya dayak yiyecek ya da ayrılmak zorunda kalacak. Ayrılırsa sudan çıkmış balık gibi ortada kalıyor. Bağımlı olmadan yaşayabilecek yetkinliği kazanmasının engellenmişliği ile yapayalnız kalıyor.
Siz bu sorunun nasıl çözümlenmesini bekliyorsunuz?
Herkesin ama herkesin sizin, benim, onun hepimizin şöyle bir sorgu sürecine girmesi gerekiyor; biraz önce bahsettiklerimin olmadığı bir yaşam hepimizin elinde. Bireyler değişirse, toplum değişir. toplum değişirse tüm kurumlar ve sistemler değişir. En genel çözüm önerim bu. Somut olarak yüzlerce önerimiz var. Yasaların uygulanması, karakollar, sosyal hizmetlerin, belediyelerin uygulamaları konularında yüzlerce önerilerimiz var. Bu önerilerin hayata geçmesi için en temel şey toplumun kadına bakış açısının değişmesidir.
VAKAD olarak şimdiye kadar kadınlar üzerine yaptığınız en büyük çalışma ne oldu?
Ben yaptığımız her çalışmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Hepsinde büyük gönüllü emekler var. Şu anda kadınlarla direk ilgilenen kurumların biraz da olsun dönüşmesinde ciddi emeğimiz var. Kadın danışma merkezimiz ve kadın sığınağımız en meşakkatli çalışmamızdır. Her yıl yüzlerce kadına birebir ulaşıyoruz. Yaşamlarına alıyorlar bizleri. Güveniyorlar, haklarını bizlerle arıyorlar. VAKAD ve kadın örgütleri kadınların uyanışlarını simgeliyor bence. Ben kadın çalışmalarının en görünür ürünüyüm mesela. Beni uykumdan Kadının İnsan hakları Eğitim Programı ile Uçan Süpürge uyandırdı ve harekete geçtim kendi haklarım için, kadın hakları için. Kısaca, kendini ezdirmeyecek kadınların çoğalmasıdır. VAKAD"ın en büyük çalışması bu diyebilirim.

VAKAD'a yönelik bazı eleştiriler var, bu eleştirilerin temelinde kadınları erkeklere karşı organize ettiğiniz iddiası yatıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu iddia şuna dayanıyor. İtaatkâr yetiştirilen kadınların dönüşüme yönelik çalışmalarından dolayı erkeklerin sarsılan iktidarları bu iddiaları dile getirtiyor. Biz kadınlar, kaderlerimize razı olmayacağız, olmamalıyız. Bunu fark ettirmek, kadınların fark etmesi ve yaşadıkları ayrımcılığa baş kaldırmaları tabi ki yüz yıllardır erkek olmanın verdiği avantajları erkeklerin elinden almaya başlıyor. Bundan rahatsız olan kesimlerin içlerindeki kadın düşmanlığını dışa vuruyor. Kadınların aile içindeki olumsuz konumunu eleştiren bir yazı yazmıştım ve okuyucu yorumlarından biri şöyle idi. "Tabi ki kızlarımızı kadınlarımızı dışarı çıkartmayız, okutmayız. Okusunlar da, gözleri açılıp senin gibi dilleri uzun mu olsun" idi. Bu yorum bile açıklıyor aslında. Kadınlar geri bırakılıyor ki, erkekler önde olabilsin. Bunları bir eleştiri olarak yorumlamıyorum, bu tamamen erkeklerin korkularından kaynaklanan itiraflardır. Biz eşitlik istiyoruz. Kadın erkek eşitliğini içine sindirebilecek erkek sayısı maalesef çok az. Eşitlik derken hemen erkeklerin şöyle söylediğini duyuyorum "kadınlar erkekler gibi ağır yük kaldıramaz, yok kadınlar madenlerde çalışamaz". Mesele bu değil mesele fiili eşitlik, yasalar önünde eşitlik, iş yaşamında, siyasette eşitlik, okul sıralarında eşitlik, yönetim kademelerinde eşitlik, temsiliyette adalettir bizim talebimiz.
Derneği kurarken hedeflediğiniz aşamaya geldiniz mi?
Biz dünyayı değiştirmek istiyoruz. Mümkün olan adaletin üstün olduğu, şiddetin ve ayrımcılığın olmadığı bir dünya var bunu biliyoruz ve onun için çalışıyoruz. Bu kadar kemikleşmiş yaygın cinsiyetçi davranış biçimlerini değiştirmek, dönüştürmek elbette çok zor ama kadınların sorunlarını gündemleştirmek ve onların çözümüne yönelik çalışmalar yapmak önemli bir adım. Daha yapacak çok işimiz var.
Kadın intiharları hakkında neler düşünüyorsunuz?
Kadın intiharları 2006 yılında bayağı bir artmıştı Van"da. 2009 yılında bu daha azaldı. En kutsal hak yaşam hakkıdır ve kadın intiharlarına cinayet gözü ile bakıyoruz. Kadınlar toplumsal cinsiyet rollerine dayalı ayrımcılık ve şiddet dolayısı ile çaresizlikleriyle baş başa kaldıkları için intiharı seçiyorlar. Ölümle yaşam arasındaki farkı düşündürüp ölümü seçtiren çıkmazlık durumunun değişmesi için mücadele veriyoruz zaten.
İkinci sınıf insanlar kim ? google haber ara
İkinci sınıf insanlar kim ? haberi




