ipekyoluhaber/ özel
5 Mart tarihli Şehrivan gazetesinde Aziz Aykaç"ın yazısını okuyunca gerçekten çok şaşırdım. Aziz Bey yazısında özetle görevimi layıkıyla yerine getiremediğini söylüyordu. Bu işte yanlışlık var dedim. Şehrivan"ın eski sayılarına yeniden göz attım. Ocak ayından bugüne ne değişti diye düşünmeye başladım.
“YILIN MÜDÜRÜ ZEKİ TAŞTAN”
Şehrivan gazetesi 2009 yılının “en”lerini seçerken “yılın müdürü” dalında bana teveccüh göstermişti. Hatta yazının giriş cümlesine; “Doç. Dr. Zeki TAŞTAN, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü"ne geldikten sonra sahip olduğu akademik misyonuyla bürokrasi anlayışı arasında bir köprü kurup Müdürlüğe farklı bir bakış açısı getirdi.” övgü dolu sözlerle başlayan gazete sonucu şöyle bağlamıştı:
“Başarılı çalışmalarından dolayı göreve geldiğinin dördüncü ayında TAKDİRNAME ile ödüllendirilen Taştan"ı biz de “yılın müdürü” seçiyoruz.
Aradan bir iki ay geçmedi aynı gazetenin genel yayın yönetmeni ve âdeta her şeyi Aziz Bey, bu kez bizi “yılın müdürlüğü” makamından alarak “reklâm müdürlüğü”ne atamasın mı? Bundaki hikmet nedir diye sorgularken yazısındaki gerçekten beni üzen ve yaralayıcı cümlelere parmak basmanın daha doğru olacağını düşündüm.
“REKLÂM MÜDÜR”LÜĞÜNDEN MİLETVEKİLLİĞİNE
Aziz Bey, yazısında benim kendi reklâmımı yapmak için Müdürlüğü basamak olarak kullandığımı söylüyor: “Kültür ve Turizm Müdürlüğü makamı, Taştan için sadece bir tanıtım noktası olmuştur. Kendisini bu makama geldiği günden beri kamuoyuna iyi tanıtmış ve bunu da iyi becermiştir.”
Göreve başladığım günden beri sadece basınla değil diğer tüm kurum ve kuruluşlarıyla sivil toplum örgütleriyle ve halka hep iyi ve sıcak diyaloglar yaşadım. Bürokratik anlayışım şuydu: Bu makam bana ait değildi, biz orada hizmet için vardık. Makam benim karakterim olamazdı. İnsanlarla kavgalı olmanın ne anlamı vardı? Nitekim herkes benim bu yaklaşımımı ve beni benimsedi. Vicdanı olan herkes de “makam” peşinde olmadığımı anladı. Peki bu reklâm olayı nerden çıkmıştı? Bunun anlamı neydi?
Bir insan Van gibi küçük bir yerde makamını kullanarak reklâmını yapıyorsa bunun tek bir anlamı vardır; milletvekilliği.. Belki Aziz Bey de yaklaşan seçim öncesi sırf bu konudaki düşüncemi yazılı kaydetmek adına bu makaleyi kaleme almıştı? Eğer öyleyse cevap vereyim:
Birçok platformda dile getirdiğim gibi burada da yazılı olarak kaydedeyim. Benim Vanla ilgili hiçbir şekilde milletvekilliği düşüncem olmadı; olamaz da. Tekrar ediyorum asla böyle bir düşüncem yoktur.
Peki, gaye milletvekilliği değilse nedir?
Mesele -eğer kasıt yoksa- olayı yanlış okumaktır. Yani çok tecrübeli bir gazetecinin olayı yanlış değerlendirmesinden başka bir şey değildir. Burada söz konusu olan reklâm değil yapılan hizmetleri anlatmaktır. Bu hizmetlerin birçoğu da Şehrivan gazetesi kayıtlarında mevcuttur. Aziz Bey lütfen taratsın onları. Yapılanları anlatmak dışında şahsıma ait hangi sözler söylenmiştir?
Aziz Bey"i tekrar dinleyelim:
“Çok konuşmak, medyada görünmek adına olur olmaz açıklamalarda bulunmak, reklâmın bol olduğu ortamlarda bulunmak, bir kentin kültür ve turizmine hizmet değildir bana göre”
Şimdi bu lafın neresini düzeltelim. “Reklâmın bol olduğu ortam” ne demek, Aziz Bey? Ben hangi açıklamamda “olur olmaz” sözler sarf etmişim. Mesela en son EMITT Fuarından aldığımız “En Etkin Tanıtım” ödülü basına yansırken kendimden bir parça da olsa söz etmiş miyim? Peki 60 ülkeden 3. 500 firmanın katıldığı, dünyanın en büyük turizm ve seyahat fuarından aldığımız ve kentimiz adına çok sevindirici olan bu kadar büyük bir ödülü basınla paylaşmayayım da ne yapayım? Ben bunu söylerken Van"ı anlatıyorum kendimi değil. Bu haberi basına duyururken “kendi reklâmını” yapıyor demek, iyi niyetle bağdaşmaz. Hatta Aziz Bey"e şunu da söyleyeyim aynı fuara katılan Manisa, almış olduğu stant ödülünü ajanslar vasıtasıyla basın ve email yoluyla tüm Türkiye"ye ve dünyaya duyurdu. Eğer paramız olsaydı ben de Van"ın kazandığı bu en büyük ödülü ajanslar yoluyla tüm dünyaya duyurmaya çalışırdım. Bunun adı kendi reklâmım mıdır, Allah aşkına! Nasıl bir gazetecilik anlayışı bu?
GERÇEK DIŞI BİR BEYAN..
Aziz Bey"in; şahsımı kastederek “zamanının çoğunu kampusta geçiriyor.” cümlesi ise yanlış bir bilgilendirme değilse tamamen bir iftiradır. Asla kabul edemeyeceğim bir sözdür. Çünkü….Göreve geldiğim günden beri mesai mefhumu tanımadığımı herkes bilir. Gece yarılarına kadar makamımda çalıştığımı da “vicdanı” olan herkes kabul eder. Haftasonu mefhumum ise hiç olmadı. Kampusta ise sadece Salı günleri sabah derse girerim. Hatta yüksek lisans dersimi bile çoğu kez akşamları makamımda yaptım. Yani diğer günler üniversitede değil aksine makamımdayım. Hal bu iken “zamanının çoğunu kampusta geçiriyor.” sözü gerçeklerle bağdaşmaz.
AŞK VE CEZA
Aziz Bey, yazısında ayrıca “Aşk ve Ceza” adlı bir tv dizisi için de beni eleştiriyor. Bu dizide Van"a yönelik olumsuz yönleri niçin eleştirmediğimi soruyor. Birincisi bu diziyi hiç izlemedim. Daha doğrusu hiçbir tv dizisini izlemedim ve izleyecek vaktim de yok. Ama Aziz Bey, bunu benimle paylaşsaydı, kuşkusuz en ağır eleştiriyi yapmaktan çekinmezdim. Ama haberim olmayan bir konudan da mesul tutulmamam gerekirdi.
BİR KOLTUKTA İKİ KARPUZ
Aziz Bey"in katıldığım tek sözü “bir koltukta iki karpuz” meselesidir. Evet bunu kabul ediyorum. Çünkü iki önemli görevi başarmak adına giriştiğiniz her çaba sizi yıpratıyor. Yaşam alanlarınızı daraltıyor. Üniversitede derslere girmeseydim, yani sadece zihnim bu makamla meşgul olsaydı, daha da iyi olurdu elbette. Ama ben görev sorumluluğumu müdrik bir insanım ve asla görevimi aksatmadım. Ben iş yoğunluğu yüzünden kızımın ciddi hastalığıyla bile ilgilenemedim. Aziz Bey de biliyor ki bu bir yıl zarfında çok şey yaptım. Müdürlüğü iyi bir noktaya getirdim. Ama derslere de girmek zorudaydım. Çünkü…
BİR YILDA YAKLAŞIK 20 BİN TL ZARAR
Aziz Abi, ben bu konuyu burada paylaşmaktan hicap duyuyorum. Ama yazınız vesilesiyle anlatmak zorundayım. Bu göreve geldiğim günden beri her ay yaklaşık 1. 500 TL zararım oldu. Çünkü 2547 sayılı kanunun 38. Maddesine göre görevlendirilenlere “kurum geliştirme” ücreti ödenmiyordu. Diğer kayıplarla her ay zararım 1. 500 TL"ye yaklaşıyordu. Bunun üzerine bir de derslere girmesem tabiri caizse aç kalacaktım. Çoluk çocuğun rızkını böyle heba etmek siz de biliyorsunuz ki doğru değil. Ama bu durum çalışma azmimi hiçbir zaman azaltmadı. (Hatta üniversiteye gidip gelirken makam arabamı bile kullanmadım. Bazen kendi aracımla üniversiteye üç-dört kez gittiğim oldu. Benim geldiğim günden beri makam aracı giderleri yarı yarıya düştü. Bunu hemen sorgulamanız da mümkündür.)
MAKAM HEVESLİSİ DEĞİLİM
Aziz Bey, bu yazınızı hak etmedim. Eğer bu kent için canı gönülden çalışan her bürokratı böyle tariz ederseniz gelecekte tarih sizi asla affetmez. Biliyorum ki her şeye rağmen siz vicdanlı bir kalemsiniz. Yaptığınız yanlıştan dönersiniz.
Bana gelince…Size geçen gün de bu görevi bırakacağımı söylemiştim. Hatta bunun üzerine bu yazıyı kaleme almanız çok manidar. Siz de biliyorsunuz ki bu görevin heveslisi değilim. Maddi kaybımını da önemsemiyorum ama hiç kimse bu kadar yoğun mesaiyi daha da fazla sürdürmeyi başaramaz. Daha doğrusu kendisini yıpratmadan yapamaz. Umarım bu göreve sizin ölçütlerinize uygun; “reklâmı” sevmeyen birisi gelir. Siz de vicdanınız rahat yazılarınızı yazmaya devam edersiniz.




